TÜRKİYEDEKİ İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ GERÇEĞİ:

Günümüzün gelişen Türkiyesinde iş sağlığı ve güvenliğinin önemi her geçen gün biraz daha artmaktadır. Dış ülkelerle iş yapmak isteyen firmaların önüne her an akreditasyon gerçeği çıkmaktadır. İş sağlığı ve güvenliğide akreditasyonun en önemli unsurlarından biridir.

Diğer yandan uğranılan iş kazaları ve meslek hastalıklarının hukuksal yaptırımları gittikçe artmaktadır. Bir iş kazasının yada meslek hastalığının başta mağdura daha sonra işverene direkt ve en direkt etkileri vardır. Bunu açarsak can kaybı yada sakatlanmanın kişinin kendisinde, ailesinde ve yakın çevresinde vereceği zarar tartışılmaz boyutlardadır. İşverenin ödeyeceği tazminat, alet edavat hasarı, yeniden eğitimli personel yetiştirme maliyetleri çok büyük ölçüde üretim kaybına yada işin durmasına sebebiyet verebilmektedir. Bunlarla beraber sosyal güvenlik kurumlaruının tedavi masrafları gbi sebeplerden dolayı devlet bütçesinede büyük maliyetler getirebilmektedir.

Bütün bunlar göz önüne alındığında işveren, işçi, işyeri hekimleri ve iş güvenliği uzmanlarının sorumlulukları inanılmaz derecede armaktadır. Bu hem hukuksal ve hemde insanidir. Bu alanda profesyonellik gerekmektedir. Dünyanın çoğu ülkesinde İşyeri Hekimliği Tıpta uzmanlık dalıdır. Ancak henüz ülkemizde hiçbir üniversite işyeri hekimliği ihtisası vermemektedir.

Sektörlerin kendilerine özgü sektörel riskleri vardır. Bir kere iş sağlığı ve güvenliği departmanı başta bu riskleri belirlemesi gerekiyor. İşe alacağı her elemana risk analizleri yaptırıp fiziki muayeneden sonra işe uygunluğu tesbit edilmelidir. Eğer işe giriş analizlerini yaptırılmazsa daha sonraki yaptırılacak periyodik analizlerde ortaya çıkacak herhangi bir patolojinin sebebi o işyerine mi yoksa öncesine mi ait olduğu anlaşılamaz. Bu da hekim ve işveren için büyük maddi tazminatlara kadar gidebilecek sonuçlar doğurabilmektedir. Öte yandan işe giriş tetkiklerinde risk görülen kişinin işe alınmamasıyla da işçiye karşı önemli bir etik görev yapılmış olur.

Taşeronlaşmayla beraber artan iş kazaları ve meslek hastalıklarını önlemek için devlet, işveren, iş ve işçi sağlığı –güvenliği kurumları, sivil toplum örgütleri birlikte hareket ederek projeler üretmek zorundadırlar. Bu konularda kafa yormak zorundayız. Her ülkenin kendine özgü gerçekleri ve riskleri vardır. Avrupa Birliği Müktesebatı İş sağlığı – güvenliği kriterlerini her ülkenin kendisinin belirlemesini istemiştir. Tabi burada İLO kriterleri temel rehberdir.

Benim asıl önemli gördüğüm noktalardan biride Türkiye’ de sadece paraya odaklanmış çarpık sendikalaşmadır. Oysa sendikalar iş sağlığı ve güvenliği alanında çalışmalar yapıp toplu sözleşmelerde bunu gündeme getirebilirler. Yaşama hakkı elbette ki paradan daha önemlidir.

Bu kadar konu önem kazanmışken malesef ülkemizde çok büyük bir karmaşa döneminden geçmekteyiz. Meslek odaları kendileri söz sahibi olsun bakanlıklar kendileri söz sahibi olsun istemektedirler. Böylece birbirleriyle çelişen, yürütülebilirliği olmayan yönetmelikler, genelgeler ortaya çıkmaktadır. Ülkemiz uygulanmayan yasa, yönetmelik ve tüzük mezarlığına dönmüştür.

Önce tabana inilip sivil toplum örgütlerinden ve işverenlerden görüş alınmalıdır. Çünkü primer uygulayıcılar onlardır. Daha sonra kurumlar bir araya gelip son noktayı koyarlar ve bizde rahat bir nefes alırız.

Kazasız ve sağlıklı günler diliyorum.

Dr. Mansur Yurt
MyOSGB